27 Eylül 2012 Perşembe

Bir Haberim, 6 Kitabım Var

"Artık" vermek istediğim bir haberim ve bahsetmek istediğim kitaplar var. Bu kadar ara verince hepsi bir yazıda yer alacak tabii. 
Öncelikle, neredeyse bütün bir yaz boyunca 20 Bin Fersah'ı ihmal etmeme sebep olmakla kalmayıp, ayrıca yazmam gereken tezi tamamen boşlamama neden olan ve bir de ağız tadıyla doğru düzgün kitap okumama bile izin vermeyen bir gelişmeden bahsetmek istiyorum:
 Her şey yolunda gider de, 2012 Aralık ayında dünyanın sonu gelmezse, Ocak 2013'ün başlarında hatta belki Aralık ayı sonunda bir kızım olacak. 8 yılı tamamladığımız evliliğimizde, nihayet kendimizi hazır hissettiğimiz ve sevinçle karşıladığımız bir gelişmeydi ki bu, yukarıda saydığım bir kaç ufak tefek değişiklikten çok daha fazlasını getirdi hayatlarımıza. Hatta bir bebek beklediğimi ilk öğrendiğimde ev hayatı ve annelik ile ilgili ikinci bir blog bile yazmaya başladım. Ancak kısa sürede domestik hayattaki etkinliklerim üzerine kafa yormaktan ve gerektiğinden fazla zaman harcamaktan hoşlanmadığımı farkettim. Evde güzel yemekler hazırlayıp  iştah açan sofralar kurmayı, mutfakta yeni şeyler denemeyi seviyorum ancak fotoğraflarını çekip tariflerini paylaşmak, eve ya da "bir an önce yapıyım da bitsin" dediğim şeylere dair söz söylemeye çalışmak bana göre değilmiş anladım. Bu işi gerçekten hakkıyla yapıp annelik deneyimlerini paylaşan bir çok blog yazarı buldum ve keyifle okudum, o ayrı. Ama ben devamını getiremedim. 
2012 yılı için 50 kitap hedef koymuştum kendime (Sağ taraftaki Goodreads eklentisinden takip edebilirsiniz). Ancak yaz aşırı sıcak ve hamileliğimin etkisiyle düşük tansiyon  ve bulantılarla geçti. İhmal ettiğim YL tezinin vicdan azabı da eklenince, elime keyifle bir öykü ya da roman almam iyice zorlaştı. Biraz toparlanınca kısa aralıklarla okumama yardımcı olacak harika öykü kitapları bitirdim. 

Önce Ekmek-Orhan Kemal
Kitabın arkasında yayıncının bir notu var. Diyor ki: "Orhan Kemal'in kitapları bir okurun hayatta rastlayabileceği o çok nadir hazineler arasında yer alır." 
Eğer gerçekten de iyi edebiyat uzun dönemde insanlarda olumlu bir anlayış değişikliğine sebep oluyorsa (ki benim inancım bu yönde), Orhan Kemal'in eserleri bu yolda en değerli araçlardandır. 17 kısa öyküden oluşan bu kitap Orhan Kemal 'in neden edebiyatımızın en usta kalemlerinden biri olduğunu anlamak için yeterli.
Önce Ekmek, paranın ve geçim derdinin şekillendirdiği hayatlarımızı, insanı, varlığı ve yokluğu anlatıyor. Öykülerinde o kadar gerçek bir yan var ki, çalışmak için okulu bırakmak zorunda kalan kız çocuğu annenizin çocukluğu gibi, çalışmaktan koca koca olmuş kirli ellerinden utanan delikanlıyı sanki her gün işe giderken otobüste görüyorsunuz, belki sabahın 5'inde gazete getiren çocuklar yok ama hafta sonu bütün komşu çocukları uyurken sabahın 7'sinde simit satmak için şiş gözlerle mahallenize gelen çocuğu biliyorsunuz. Önce ekmek; kabulleniş, utanç, isyan, öfke, gurur ve hatta böbürlenmeyi içeren farklı bir vurguyla her bir öyküye sızmış gizli ünlem gibi.
1969 yılında hem Sait Faik Hikaye Armağını 'nı hem de Tük Dil Kurumu Hikaye Ödülü'nü almış bir kitap olduğunu belirteyim.

Dokuz Öykü-J.D. Salinger
Baştan söyleyeyim, Çavdar Tarlasında Çocuklar'ı henüz okumadım. Evde sırasını bekliyor. Ancak Dokuz Öykü'ye bayıldım. Çavdar Tarlasında Çocuklar'ın şöhreti biraz tartışmalı olabilir. Ancak bu kitap Salinger'ın yazarlığı hakkında oldukça güzel şeyler söylüyor. Muz Balığı Balığı için Mükemmel Bir Gün, yazarın en ünlü öyküsü, bu kitapta yer alıyor. Ayrıca Sarsak Dayı Connecticut'ta, Esme için-Sevgi ve Sefaletle, De Daumer-Smith'in Mavi Dönemi benim kitapta en çok beğendiğim öyküler. 

Taş Bina ve Diğerleri-Aslı Erdoğan
"Öykü anlatma sanatı, korları eşeleme sanatı değil midir bir yanıyla, parmaklarını yakmadan?" s.57
Aslı Erdoğan'ın imgelem dolu anlatımının zor okunur (en azından benim için) öyküler çıkardığını kabul ediyorum. Kitap 3 kısa ve bir uzun öyküden oluşuyor diyebiliriz. İlk üç hikaye Sabah Ziyaretcisi, Tahta Kuşlar ve Mahpus'un son hikaye olan Taş Bina'ya bir fon oluşturarak okunurluğunu artırdığını söyleyebilirim. Bütün kitap ve öyküler aslında tek bir şey ile ilgili: İşkence. İlk üç hikayede, taş binayı ve bazı kurbanlarını tanıma fırsatımız oluyor. Özellikle "Tahta Kuşlar" ve "Mahpus" çok etkileyici öyküler. "Taş Bina" okurken sizi zorlasa da sonunda bu soyutlamalarla dolu anlatımın işkencenin insan aklını zorlayan, bedenini ve ruhunu parça parça eden yapısıyla örtüşerek bir bütünlüğe kavuştuğunu kavrıyorsunuz. Kitabın 56. Sait Faik Hikaye Armağanı'nın sahibi olduğunu da atlamayayım.

Ağda Zamanı-İnci Aral
Ağda Zamanı da ödüllü bir kitap. 1980 yılında Akademi Kitabevi Öykü Başarı ödülü'nü almış. İnci Aral şiirle düzyazıyı bir arada başarıyla kullandığı öykülerinde kadınların hayatlarındaki sıradan görülebilecek ayrıntıları o kadar güzel öyküleştirmiş ki, kitap bir solukta sonuna geliyor. 17 farklı kadın öyküsü anlatmış İnci Aral. Kırmızı Sabahlık ve Kirli Sarı ilk aklıma gelenler. Böyle söyleyince sanki kitaptaki diğer öykülere haksızlık ediyormuşum gibi geliyor. Halbuki her biri bambaşka bir zamana ve mekana götürüyorken sizi bir farkediyorsunuz ki yine baktığınız ve gördüğünüz kendi içiniz.

Baharda Yine Geliriz-Barış Bıçakçı
Bir kitap yazmak istediğimi söylemiştim. "İçinde öyle bir cümle olsun istiyorum ki, kitabı okuyan biri o cümleye geldiğinde kitabı birden kapatıp sımsıkı göğsüne bastırsın"
...
"Güzel bir kitap okumak ve ömrümün geri kalanını o kitabı okuduğum yerde geçirmek istiyorum," demişti o. Sonra da bana dönüp sormuştu: "İnsan güzel bir kitap okuduğu yerden nasıl ayrılabilir?" s. 68
Barış Bıçakçı'nın bu kitabının önerisini, Semih Gümüş'ün "Yazar Olabilir miyim?" kitabından aldım. Okuduktan sonra neden önerildiğini de gayet iyi anladım. Bıçakçı'nın bu kitabındaki öykülerin yalnızca biri 5 sayfayı buluyor. Öyküler kısa, yalın bir o kadar da öz. Bakan ve görmeye, anlamaya çalışan bir edebiyatçının sıradan anlardan ne çok şey anlatabileceğinin güzel bir örneği.

Kuşlar da Gitti-Yaşar Kemal
Bahsettiğim bütün kitaplar gerçekten değerli yazarların güzel eserleriydi. Ancak "Kuşlar da Gitti" yi buraya yazdığım an, bu kısa romanın (ya da uzun hikayenin) bir anda diğerlerinin ışığını bastırdığını hissettim. Yaşar Kemal'in nasıl büyük bir usta olduğunu ortaya koymaya şu 80 sayfalık küçücük kitabı yetiyor da artıyor bile. İyi okumanın en güzel tarafı bir müddet sonra çöpleri okumaya tahammül edemez hale gelmenizdir. Sizi alır ve bir daha kötü yazılmış bir sürü şeyi okuyamaz hale  geldiğiniz bir yere koyar. Dahası, oradan eskisi gibi okuyamadığınız gibi, eskisi gibi de göremezsiniz hayatı.
Var, var, tabii var, olmaz olur mu? İnsanlıktır bu... Kat kattır, en sağlam, en güzel mücevheri en alttadır, soydukça insanlığı, kabuğundan soydukça, bir kat, iki, üç, dört, beş kat, gittikçe aydınlanır insanlık, güzelleşir. Çirkin olan insanlığın kabuğudur. Adam olan hem kendi kabuğunu, hem insanlığın kabuğunu durmadan soymaya çalışır. Soydukça ortalık aydınlanır, soydukça...
"Dur, Mahmut dur."
"Durmam," diye bağırdı, "insanlara söz ettirmem. Olmaz. Bir yerlerde bir şeyler kalmıştır. Durmam, vardır. Parlıyordur. Biz onu bulamıyorsak gücümüz yoktur. O parlak ışığı göremiyorsak, gözümüz içimizin karanlığındandır." s.54



Çevir/Translate

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...