30 Kasım 2011 Çarşamba

Bir Cinayete İki Yorum

Şöyle güzel, insanın içini titreten, tüylerini diken diken eden bir hikaye duyduğum/okuduğum/izlediğim zaman yaşadığım lanet bir ikilem var: Hem deliler gibi hikayeyi dinleyecek birini bulup anlatmak için yanar tutuşurum; hem de aslında hikayeyi kaynağından öğrenme zevkini kendisi tatsın isterim. İkisi bir arada olmuyor ne yazık ki. 
Blog yazmaya karar verdiğimde, en başından bir tercih yapmam gerekiyordu. Ya ağzımın suyu aka aka size bütün hikayeyi anlatacaktım; ya da hikayeyi sadece okuyana çok çekici gelecek yere kadar anlatıp, eserle karşılaştığınızda alacağınız keyfi size bırakacaktım. Ne demişler "kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma". Sakin sakin otururken bir anda "Duydunuz mu? The Others'da da kadın..." cümlesini filmin sürpriziyle tamamlayan kuzenimin bana yaptığını, ben sizlere yapmak istemiyorum. 
Şimdi bahsedeceğim öykünün yazarını duyunca, hikayenin sürprizini açığa vurmamakla ilgili bu uzun girişime hak vereceksiniz:

27 Kasım 2011 Pazar

Eskimeyen Destan Keşanlı Ali

Tiyatroya gitmeyeli uzun zaman olmuştu. Halbuki tiyatroyu ne kadar sevdiğimi bilenler, az bilirler. Ankara'da yaşarken, bir sezondaki bütün oyunları izlediğim dönemler oldu. Ayrıca neredeyse bütün öğrencilik yıllarımda amatör olarak, büyük bir aşkla ilgilendim tiyatroyla. 
Haldun Taner
Eskişehir tiyatro açısından fakir bir şehir değil. Aslına bakarsanız, sanatın bir çok dalında büyük şehirlerle yarışır bir çeşitlilik sunan bir kent. Ancak gittiğim bir kaç oyunda hevesim kursağımda kalmıştı. Çalıştığım dönemin yoğunluğu da araya girince uzun bir ara vermiş oldum. Neyse ki bu dönem, geçen hafta Pazar akşamı Keşanlı Ali Destanı ile son buldu. 
Keşanlı Ali Destanı'nı hiç izlememiş ya da okumamış birileri olsa da, hiç duymamış kişi sayısının çok az olduğunu düşünüyorum.

14 Kasım 2011 Pazartesi

"Ama serçe yine de düşer"

   Mary Doria Russell'in yazdığı ilk, dilimize çevrilen tek romanı Serçe. 1996 yılında yayınlandıktan sonra bir çok ödül kazanmış. Kitabın arka kapağında da belirtildiği gibi: İyi bilim-kurgunun iyi edebiyat olduğunun ve bilim-kurgunun yalnızca özel tutkunları tarafından değil, bütün edebiyat okurlarınca severek okunabileceğinin en yakın tarihli kanıtı.
    Romanın başından itibaren, hikaye iki koldan, iki ayrı zamandan ilerliyor. İlk olarak 2059 yılının Aralık ayında, Roma'dan başlıyoruz. Rahip Emilio Sandoz uzaydaki Rakhat gezegeniyle irtibat kurma görevinden, fiziksel ve ruhsal olarak perişan halde dönmüştür. Onu bulan ve dünyaya geri gönderen irtibat ekibi, cizvit ekibinden bir tek Sandoz'un hayatta kaldığını, onu bulduklarında bir genelevde fahişelik yaptığını ve kendisini bulmalarına yardımcı olan küçük çocuğu öldürdüğünü bildirmiştir.

12 Kasım 2011 Cumartesi

Burdayım

Bu yazıya,
yazı yazan bir kadın resmi eklenecekse,
 neden Agatha Cristie olmasın?
Uzun bir ara verdiğimden bu yazıma "merhaba" diyerek başlama isteği var içimde. Bir de suçluluk... Aslında 20BinFersah'ı ihmal ediyor değilim. Sadece bitirmem gereken yüksek lisans tezime konsantre olmuştum. Teze yönelik okumalar dışında pek bir şey okumuyordum. Radikal Kitap almayalı bir aydan fazla oldu ki bu benim için gerçekten büyük fedakârlık. Hatta şöyle keyifle bir film bile izlememiştim ki; Behzat Ç.'ye gittim. Bir Zamanlar Anadolu'da için çok plan yaptım, her seferinde başka bir şey çıktı. Bir de Midnight in Paris var tabii.

Çevir/Translate

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...