24 Ağustos 2011 Çarşamba

New York Üçlemesi


Paul Auster
New York Üçlemsi, Paul Auster'ın okuduğum ilk kitabı. Karakterlerinin dedektifler ve yazarlar olduğu üç roman tek bir kitapta toplanmış. Cam Kent, Hayaletler, Kilitli Oda farklı insanları ve olayları anlatıp tek bir bütünü gösteriyor.
Paul Auster'in dili sade ve anlaşılır, anlatımı akıcı. Hikaye sizi bir anda sarıyor. Okumaya hangi sayfada ara verirseniz verin, hikayeden kopamıyorsunuz.
Betimleme dolu kitaplardan hoşlanmadığım için, az düzeyde nesne tasviri üzerinden, kendimi New York'un kalabalık caddelerinde, yeşil parklarında, yağmurlu akşamlarında veya karlı-güneşli sabahlarında bulmak çok hoşuma gitti.
Dedektifler ve yazarlar üzerinden, büyük şehrin şizoid insanını yorumluyor. Bir bütün olarak üçleme, yalnızlığın, uyumsuzluğun, hem zihinsel hem de fiziksel kayboluşun öyküsü. Bu kayboluş ise yıkımla veya çöküşle değil, özgürleşme ve varoluşla ilintili.
Romanların her birinde hem dedektifleri hem de yazarları bulabilirsiniz. Ancak klasik dedektiflik öyküsü olduğunu söylemek pek mümkün değil. Hikayenin sonunda "her konunun açıklığa kavuşması" kuralına uyulmamış. Tam da bu yüzden, kitabı bitirseniz dahi, karakterler ve olaylar üzerine düşünmeyi bırakamıyorsunuz. 2. ve 3. kitaplardaki göndermelerle, aslında reel ilişki kuramadığınız olaylar ve karakterler sürekli bir bütünlük içinde algılanıyor.
New York Üçlemesi'ni klasik dedektiflik (polisiye değil) romanlarından  ayıran ve beni şaşırtan, etkileyen bir yönü de olayların hiç de tahmin ettiğiniz yönlere doğru ilerlememesi. Tıpkı hayat gibi, tahmin edilemez. Sanki sizin ve yazarın zihninden bağımsız bir akış söz konusu. Olmasını istediğiniz ya da olması gerektiğini düşündüğünüz şeylere yer yok. Tıpkı hayat gibi. Bu yüzden farklı, etkileyici, lezzetli.
Okuduktan sonra kendi yaşam çizgimi düşünmeden edemedim. Farklı zamanlarda, farklı insanlar olup farklı hayatlar yaşadığımı; tüm bu sosyal bağlam dışında kim olduğumu düşündüm. Geçicilik ve değişebilirlik kimilerine güvensizlik duygusu verir; ben ise hafiflik hissettim.
New York Üçlemesi Paul Auster

13 Ağustos 2011 Cumartesi

Katır


Nasır, ayak parmağının sürekli ezilip tahriş olmasından oluşur.
Başlangıçta ezilen bölge su toplar ve yara olur. Bir süre sonra buradaki deri savunmaya geçer, kalınlaşır, sertleşir.
Geçmişte çok ezildiğinin kanıtını taşımaya başlar üzerinde. Hatta bazen kendisini ezen ayakkabıyı tekrar giymenize müsade etmeyecek bir acı vermeye başlar. Ezdirmez kendini... artık ezik değildir ama parmak demeye de şahit ister...

Maç Sayısı - Match Point


Şu filmin afişine bir bakın. Ne tür bir film sizce?
Akşam 9 da işten fiziksel ve ruhsal olarak tükenmiş şekilde çıktım. Fazlasıyla sıradan bir gündü yani. Çok yorgun ve mutsuz olduğum akşamlarda, bankaya yakın bir dükkana girip, beni olabildiğince mutlu edebileceğine inandığım bir film alıp öyle gidiyorum eve. Genelde komedi veya romantik komedi seçiyorum. İşe girmeden önce, tercihlerimin bu yönde değişebileceği hiç aklıma gelmemişti. (Bazen “gün”, beni nefes alıp veren bir “ağrı”ya dönüştürüyor. O zaman bir şişe şarap alıp, televizyondaki en gerzekçe şeyin başına geçip, gözlerimden yaşlar akana kadar gülüyorum.)
Bu film hakkında hiç bir şey bilmiyordum. Sadece dvd kapağına bakarak aldım.

11 Ağustos 2011 Perşembe

Goethe - Faust

Güneşin gezegenleri selamlamaya durduğu,
Seni dünyaya ödünç veren gündeki gibi,
Varsın ve durmaksızın büyüdün o günden beri,
Dünyaya adım atarken uyduğun yasa gereği.
Böyle olmalısın, kaçamazsın kendinden,
Bunu söyledi kâhin kadınlar, peygamberler bunu söyledi;
Ne zaman parçalayabilir, ne de herhangi bir güç,
Yaşayarak kendini geliştiren, belirlenmiş biçimi.

Defendor



Woody Harrelson harika bir adam. Asimetrik yüzünde çok acayip mavi gözleri var. Sanırım ilk aklımızda kalan Ahlaksız Teklif’teki hali (en azından yaş itibariyle benim öyle). Daha sonra hangi filmde görsem “aaa!! Woodyyy!!” diye sevinmişimdir. Adam girdiği filmi aydınlatıyor. Acayip bir gülümsemesi var. O gülüyor, ben de gülüyorum.

Bir kaç dakika göründüğü filmlere bile ışık katan bu adam, Defendor’u almış götürmüş. Ben izleyeli bir kaç ay oldu ama film 2009 da yapılmış ve bize hiç uğramamış. Dvd olarak da satışı olmadığından ancak internet aracılığıyla ulaşabileceğiniz bir film.

Kendini süper kahraman sanan,

Limitless

Çok film biriktirdim çok... Limitless'ı konusunu ilk öğrendiğimden beri izlemek istiyordum:
Yazmayı beceremeyen ezik yazar Morra (Bradley Cooper), yıllar sonra karşılaştığı bir arkadaşından ne olduğunu bilmediği bir ilaç alır. "Amaan kaybedecek neyim var ki?" mantığıyla hapı yutan Morra, insan kapasitesinin sınırlarını zorlamaya başlar.

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Black Swan

Açıkçası izlemeye önyargılı başladım. Filmin biraz abartıldığı yönündeki eleştirilerden etkilenmiştim. Şimdiyse tamamen filmden etkilendiğimi itiraf ediyorum.
Hayatının rolünü oynamak üzere olan balerin Nina'nın (Natalie Portman) rolü alma ihtimalini hissettiği andan itibaren başlayan psikoz hali,

Çevir/Translate

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...