27 Kasım 2011 Pazar

Eskimeyen Destan Keşanlı Ali

Tiyatroya gitmeyeli uzun zaman olmuştu. Halbuki tiyatroyu ne kadar sevdiğimi bilenler, az bilirler. Ankara'da yaşarken, bir sezondaki bütün oyunları izlediğim dönemler oldu. Ayrıca neredeyse bütün öğrencilik yıllarımda amatör olarak, büyük bir aşkla ilgilendim tiyatroyla. 
Haldun Taner
Eskişehir tiyatro açısından fakir bir şehir değil. Aslına bakarsanız, sanatın bir çok dalında büyük şehirlerle yarışır bir çeşitlilik sunan bir kent. Ancak gittiğim bir kaç oyunda hevesim kursağımda kalmıştı. Çalıştığım dönemin yoğunluğu da araya girince uzun bir ara vermiş oldum. Neyse ki bu dönem, geçen hafta Pazar akşamı Keşanlı Ali Destanı ile son buldu. 
Keşanlı Ali Destanı'nı hiç izlememiş ya da okumamış birileri olsa da, hiç duymamış kişi sayısının çok az olduğunu düşünüyorum.
Çünkü Keşanlı Ali, sadece tiyatro seyircisine mâlolmuş bir eser değil. Haldun Taner tarafından yazılan ve ilk olarak 1964 yılında Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu'nda sahnelenmeye başlanan eser, 1965 yılında Fikret Hakan ve Fatma Girik'in başrollerini oynadıkları sinema fimiyle oyuncularına Altın Portakal'da en iyi kadın ve en iyi erkek oyuncu ödülünü getirmiş. 1988 yılında yine başrollerini Engin Cezzar ve Gülriz Sururi'nin oynadığı bir mini dizi TRT-1'de yayınlanmış. Benimse Keşanlı Ali deyince aklıma, yaş itibariyle olsa gerek, Sümer Tilmaç gelir. 
Şamama afişte yerini almış
Oyunun bu kadar uzun seneler boyunca, defalarca sahnelenmesinin ve hala yeni versiyonlarının yapılmasının sebebi, tabii ki hikayesinin sevgili ülkemizde bir türlü eskimemesinden kaynaklanıyor: Türkiye'nin dört bir yanından gelmiş insanlardan oluşan, politikacıların ancak seçim zamanlarında hatırladığı Sineklidağ, büyük şehri görebilecek kadar yakın, ancak dahil olamayacak kadar uzak bir varoş mahallesidir. Biricik aşkı Zilha'nın dayısı olan mahallenin belalısı Çamur İhsan'ı öldürmekten hapse düşen Keşanlı Ali, hapisten çıktığında Sineklidağ'a bir kahraman olarak döner. Mahalleli Keşanlı Ali'yi bir destan gibi diline dolaya dolaya büyütmüş, başlarına musallat olan yeni kan emicilere karşı, hapisten çıktığı günü umutla beklemiştir. Ali'nin muhtar seçilmesiyle yeni bir "düzen" oluşturulur. Buradan sonra Ali'nin ikilemi başlar: Aslında cinayeti kendisinin işlemediğini itiraf edip, çocukluktan beri sevdiği Zilha ile kavuşmalı mı, yoksa "destan"ın gereğini yapıp, ona güvenen mahalleliye karşı sorumluluklarını yerine mi getirmelidir? Ayrıca elde ettiği bu saygınlık ve güç, vazgeçmesi kolay şeyler değildir. Ali bir "destan" değil, bir "insan"dır.
Çok güzel, komik, neşeli, hüzünlü bir hikaye Keşanlı Ali Destanı. Geçen Pazar Eskişehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nda sahnelenen oyuna gitmeden önce, açıkçası içimde bir tedirginlik vardı. Bilinen bir hikayeyi tekrar dinlemek, izlemek bazen sıkıcı olabiliyor. Ancak oyun o kadar başarıyla sahnelenmişti ki, 2 buçuk saat sonunda salondan çıkarken bu yazıyı mutlaka yazmam gerektiğini düşünüyordum.
Oyunun yönetmeni tanınmış oyuncu ve yönetmen Kazım Akşar. Ali'yi Mert Kırlak Zilha'yı Gonca Yakut başarıyla canlandırıyor. Ancak bir oyunun başarısının bu üç isme maledilmesi mümkün değil. Sahnede cıvıl cıvıl bir mahalle var şarkılarıyla, kavgalarıyla sizi içine çeken. Tiyatro ekip çalışmasının her kademesinin ayrı önem taşıdığı bir emek ürünüdür. Bir seyirci olarak oyuncusundan kareografına,  dekorcusundan ışıkçısına kadar her birinin emeğinin sonunda, kaçırılmaması gereken bir oyun çıktığını söyleyebilirim. 
Üstelik şarkılar canlı orkestra eşliğinde seslendiriliyor. 
Üstelik biletler sadece 3-TL. 







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Çevir/Translate

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...