14 Kasım 2011 Pazartesi

"Ama serçe yine de düşer"

   Mary Doria Russell'in yazdığı ilk, dilimize çevrilen tek romanı Serçe. 1996 yılında yayınlandıktan sonra bir çok ödül kazanmış. Kitabın arka kapağında da belirtildiği gibi: İyi bilim-kurgunun iyi edebiyat olduğunun ve bilim-kurgunun yalnızca özel tutkunları tarafından değil, bütün edebiyat okurlarınca severek okunabileceğinin en yakın tarihli kanıtı.
    Romanın başından itibaren, hikaye iki koldan, iki ayrı zamandan ilerliyor. İlk olarak 2059 yılının Aralık ayında, Roma'dan başlıyoruz. Rahip Emilio Sandoz uzaydaki Rakhat gezegeniyle irtibat kurma görevinden, fiziksel ve ruhsal olarak perişan halde dönmüştür. Onu bulan ve dünyaya geri gönderen irtibat ekibi, cizvit ekibinden bir tek Sandoz'un hayatta kaldığını, onu bulduklarında bir genelevde fahişelik yaptığını ve kendisini bulmalarına yardımcı olan küçük çocuğu öldürdüğünü bildirmiştir.
Bütün dünya, "tanrının şanını yüceltmek" için çıktığı yolculukta fuhuş ve cinayete karışmış bu rahibin peşindedir. İsa Cemiyeti'nin beş rahibi, bir yandan Sandoz'un iyileşmesine yardımcı olurken diğer yandan da görev sırasında gerçekte neler olduğunu ondan öğrenmeye çalışırlar.
    Diğer bir koldan da, 2019 yılında Sandoz'un arkadaşı Jimmy Quinn'in, Arechibo radyo vericisinden başka bir gezegenden geldiği anlaşılan müziği duymasıyla başlayıp, gizli bir cizvit ekibinin kurularak uzaya gönderilmesiyle devam eden süreci anlatıyor. Hikayenin bu tarafından, mürettebatı toplayarak gidiyorsunuz. Yani uzay gemisinde yer almış olan, her biri birbirinden zeki insanları tanıyor ve birbirleriyle olan ilişkileri, uzmanlıkları, zayıflıkları ve okumanıza keyif katacak espri anlayışlarıyla onları gerçekten seviyorsunuz. Ne yazık ki daha baştan Sandoz dışında hiç birinin görevden sağ kurtulamayacağını da bilerek...
    Serçe'nin çok etkileyici bir roman olduğunu düşünüyorum. M.D. Russell kendisi de bir antropolog ve dilbilimci olduğundan, bilmediği bir gezegene giden araştırma ekibinin hikayesini oldukça gerçekçi biçimde anlatmış. Rakhat halkının biyolojik yapılarının toplumsal yapıyı nasıl şekillendirdiği, dillerinin gramer yapısı, gelenekleri, inanışları kendi içinde mantıklı varsayımlara dayanıyor. Bu temele karakter yaratmadaki ve onları okura sevdirmedeki başarısı da eklenmiş. 
    Okurken bir çok soru soruyorsunuz ancak Russell çoğunun cevabını okuyucuya bırakıyor. Bu yönüyle bilim-kurgudan çok felsefeye yakın olduğunu düşünebilirsiniz. Çünkü ekip sadece cizvit rahiplerinden oluşmuyor. Ateist, yahudi, cizvit olmayan katolik gibi çeşitli inanışlara sahip insanlar var. Ancak en büyük soruları "Tanrı orada olmamızı istiyor" diyerek bütün ekibi Rakhat'a sürükledikten sonra, yaşananlardan kendini ve inancını sorumlu tutan Sandoz soruyor. Bense Sandoz'un yaşadığı dehşete tanık olmak için 4 ışık yılı uzaklıktaki bir gezgene gitmeye gerek olmadığını düşünüyorum. 
"Rakhat'ta dilenci yok. İşsizlik yok. Kalabalık yok. Açlık yok. Doğaya zarar verilmiyor. Genetik hastalık yok. Yaşlılar sürünmüyorlar. Ölümcül hastalıkları olanlar acı çekerek yaşamıyorlar. Bu sistem için korkunç bir bedel ödüyorlar, ama biz de ödüyoruz, Felipe, çocukların acısıyla ödüyoruz. Biz bu öğlen  burada otururken kaç çocuk açlıktan öldü? Onların bedenleri yenmiyor diye Jana'atalardan daha mı iyiyiz?" (Serçe, s.388)


"Mattheus on, mısra yirmi dokuz," dedi Vincenzo Giuliani sessizce. "'Babanızın haberi olmadan, tek bir serçe bile yere düşemez.'"   
"Ama serçe yine de düşer," dedi Felipe.  (Serçe, s.412)                                                                   
*2004 yılından beri, Serçe'nin sinema filmini bekliyor hayranları. Sandoz rolü için Brad Pitt düşünülmüş bir ara. Ama kitabı okursanız fiziksel olarak rolle pek bağdaşmadığını görürsünüz.
** Aslında Serçe'nin bir devam kitabı var: Children of God. Ancak nedense Serçe dışında yazarın hiç bir kitabı Türkçe'ye çevrilmemiş. Belki sonunda film projesi gerçekleşirse, peşpeşe hepsini çevirirler.
***Tam 31 Aralık 2007 günü, İnsancıl Kitabevi'ne gidip bir sürü kitap hediye almıştım. Gözüme takılan, kendi istediğim kitapları bırakmak zorunda kalarak öğlen tatilinin bitmesine 5 dk kala bankaya koşturuyordum. Eşim aradı ve benim adıma ona bir kargo geldiğini söyledi. O paketten sevgili Volkan Karakaya'nın gönderdiği bir kitap çıktı: Başka Dünyalar Mümkün. "Kredi kartına fazla yüklenmeyeyim" diye kitapçıda rafa geri bırakmak zorunda kaldığım kitaplardan biri. Kalp kalbe karşıdır. O kitap bana başka yeni kitaplar aldırdı, demiştim kendisine. Serçe de onlardan biri. Güzel dostuma tekrar teşekkürler. 
Serçe
Mary Doria Russell

2 yorum:

  1. ben gerçekden katılıyorum çok etkilendim

    YanıtlaSil
  2. Derhal alıyoruz, okuyoruz! Teşekkürler!

    YanıtlaSil

Çevir/Translate

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...