11 Ağustos 2011 Perşembe

Limitless

Çok film biriktirdim çok... Limitless'ı konusunu ilk öğrendiğimden beri izlemek istiyordum:
Yazmayı beceremeyen ezik yazar Morra (Bradley Cooper), yıllar sonra karşılaştığı bir arkadaşından ne olduğunu bilmediği bir ilaç alır. "Amaan kaybedecek neyim var ki?" mantığıyla hapı yutan Morra, insan kapasitesinin sınırlarını zorlamaya başlar.
Beni filmle ilgili en çok heyecanlandıran, Morra'nın hapı aldıktan sonra değişen düşünüş ve algılayış şeklinin nasıl verileceğiydi. Aldous Huxley'in Algı Kapıları'nda bahsettiği, dışarıdan bir kimyasal alımıyl başlayan değişimlerin bir sanatçının zihninden "eser" olarak çıktığı anları yönetmenin nasıl göstereceğini merak ediyordum. Ayrıca böyle bir güce ulaştıktan sonra neler yapabileceğimiz konusunda hayal kurmaktan hoşlanmayanımız yoktur.
Filmde hapı aldıktan 30 saniye sonra yüzüne akşam güneşi vurmuş gibi aydınlanan Morra (böyle bir filtre kullanmışlar gerçekten), birazdan içinden elektrik çıkacakmış da cıızztt! diye çarpacakmış gibi bakan masmavi gözleriyle "mani"ye girmiş bir halde ortada dolaşmaya başlıyor. Çok güvenli, sağlıklı, enerji dolu... Sınırsız bir zihinsel etkinlik. Bir kitabı tek gecede yazıp tamamlamak mümkün mü? 10 saatte piyano çalmayı öğrenmek? Siz kaç dil bilmek isterdiniz?
Morra sonradan benim hayallerimde pek yeri olmayan bir şey yapıyor ve borsa ile ilgilenmeye başlıyor. Kafası o kadar çalışan bir adamın hayatın ne olduğuyla ilgili anlamlı bir anlayışa sahip olacağını atlamış olmalılar ki önceliği "daha çok paraaa" ya veriyorlar. Sanki daha eğlenceli yollardan kazanması mümkün değilmiş gibi.
İzlerken bağımlılık meselesini de düşünebilirsiniz. Varlığınızı, sizin dışınızdaki birşeye bu derece bağlamak ister miydiniz? Veya bunu üreten kişilerin bu derece avucunun içinde olmak?
Hikayenin sonunda bağlandığı yer çok tatmin edici olmasa da (Morre, David Caine kafasına ulaşıyor) keyifle izlediğimi söyleyebilirim.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Çevir/Translate

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...